Batı Avrupa’nın İstanbul’u: Porto

Portekiz'in en çok ziyaret edilen şehirlerinden biri olan Porto; Atlantik Okyanusu’nun renklerini kuşanmış doğası, özenli mimarisi, çinilerle süslü binaları ve bol çeşitli mutfağıyla oldukça keyifli bir rota.

Daha iyi mobil deneyim için tıklayınız

AYSEL YÜCEL

Hep merak ettiğim bir ülkeydi Portekiz... Ve nihayet bir ay önce eşimle birlikte yaptığımız iki haftalık Avrupa turunda Porto’yu görme şansım oldu... Roma’dan Venedik’e, Barselona’dan Sofya ’ya ondan fazla şehir gezdik.... Sanat Tarihi mezunu biri olarak elbette İtalya’nın yeri bende apayrı ama döndüğümde ruhumun ve aklımın Porto’da kaldığını hissettim...

Bugüne kadar otuza yakın ülkede ziyaret ettiğim yüzlerce şehir arasında en fazla Porto’dan etkilenmiş olmamın nedeni ise sanırım İstanbul’a olan benzerliği... Çünkü bir İstanbul âşığı yım ve ne güzel ki yaşamak istediğim şehirdeyim... Bir şehir bu kadar mı İstanbul’a benzer! Tramvaya biniyorsunuz Taksim’de hissediyorsunuz, Douro Nehri’nin üzerindeki köprüye çıkıyorsunuz Boğaz’daymışsınız gibi geliyor... Tren istasyonuna gidiyorsunuz, âdeta Haydarpaşa’dasınız... Daracık sokaklarına giriyorsunuz, sanki Balat’ta geziniyorsunuz... Avrupa’dasınız ama trafikte korna sesi duyuyorsunuz! Tabii bu korna sesi işin şakası ama ne yalan söyleyeyim diğer Avrupa şehirlerine göre daha az kurallı ve dağınık olması insanı biraz rahatlatmıyor da değil hani... Bu arada pek çok gezgin Portekiz’in başkenti Lizbon’u da İstanbul’a benzetiyor.
Elbette Porto’ya sadece İstanbul’a benzettiğim için hayran kalmadım. Rengârenk çinilerle süslü birbirinden güzel evleri, görkemli mimarisi, yaşam tarzı, mutfağı ve meşhur fado müziği ile ço k daha fazlası demek Porto... İnsanları da o kadar sıcak ki size âdeta kendinizi evinizde hissettiriyorlar.

Ülkesine adını veren şehir

Porto, başkent Lizbon’dan sonra Portekiz’in en büyük ikinci şehri. Portekizce “liman” anlamına gelen Porto ülkesine adını da veriyor. Atlantik Okyanusu’nun kıyısında Douro Nehri’nin ağzında bulunan şehrin n üfusu 350 bine yaklaşıyor. Ülkenin en önemli endüstri noktası olan, şaraplarıyla da ünlü Porto, 1.6 milyon nüfusa sahip aynı isimli vilayet in başkenti. Kent, aynı zamanda Avrupa’nın en eski şehirlerinden biri. 2 bin yıllık tarihi ile olağandışı bir kentsel manzaraya sahip ‘Oporto’ tarihi şehir merkezi, 1996 yılında UNESCO t arafından dünya mirası listesine alınmış. Kentte ilk yerleşim Bronz Çağı ’na kadar dayanıyor. Fenikeliler, Yunanlılar ve Romalılardan izler var. Uzun dönem Roma İmparatorluğu’nun himayesinde olan şehirde özellikle bu kültüre ait çok sayıda tarihi eser bulunuyor. Kentin görülmesi gereken mimari eserleri arasında; ayakta kalan en eski yapısı olan Porto Katedrali ile birlikte küçük Romanesk Cedofeita Kilisesi, gotik Igreja de São Francisco Kilisesi, Saint Francis, sur kalıntıları ve 15. yüzyıldan kalma evler sayıbiliyor.

Mimari zenginliği ile öne çıkıyor

Kentte Barok stili Santa Clara Kilisesi’nin iç dekorasyonunda kullanılan ayrıntılı ve yaldızlı çalışmalarla Merhamet Kilisesi’nde (Misericórdia) ve Igreja dos Clerigos ile Porto Piskoposluk Sarayı’nda görülebiliyor. Neoklasisizm ve Romantizm akımlarının izlerini ise 19. ve 20. yüzyıllarda şehrin mimarisine eklenen Borsa Sarayı (Palácio da Bolsa), Saint Anthony Hastanesi, Belediye Binası, Liberdade Meydanı’ndaki yapılar, Avenida dos Aliados, çinilerle süslü São Bento Tren İstasyonu ve Kr istal Sarayı (Palácio de Cristal) gibi yapılarda görmek mümkün.

Kütüphanesi ve tren garı çok şık...

Porto’da dünyanın en ünlü kütüphanelerinden biri bulunuyor: Livraria Lello... José ve António Lello kardeşler tarafından 1906 yılında açılan kütüphane, alanında Avrupa’nın en güzellerinden biri sayılıyor. Dış mimarisi Neogotik tarzda olan Livraria Lello'nun iç mimarisi de görkemli merdivenleri, vitrayları, duvar resimleri ve ahşap işçiliği ile büyülüyor. Ülk enin en eski kitaplarının da bulunduğu kütüphane her yıl milyonlarca ziyaretçiyi ağırlıyor...
Porto’nun tren garı da oldukça özel bir yapı. Binlerce seramikten oluşan farklı tablolarla süslü. Hepsi gayet başarılı. Bana Haydarpaşa’yı andıran Sao Bento Tren İstasyonu, adetâ bir seramik müzesi gibi. 1900’lü yıllarda yapımına başlanan istasyon, Porto seyahatinde mutlaka görülmesi gereken mekânlar arasında yer alıyor...

Portekiz mutfağında neler var?

Portekizlilerin en popüler geleneksel yemeği bacalhau denen bir balık. Tuzlanmış ve kurutulmuş bu marina balığını her restoranda bulabilirsiniz. Bu balıktan yapılan yüzlerce farklı çeşit yemek var. Lazanyaya benzer, içinde balık, soğan, küp küp kesilmiş kızarmış patates ve bol krema bulunan Bacalhau com Natas bunlardan biri. Rendelenmiş bacalhau, kızarmış patates, soğan ve çırpılmış yumurtanın karışımından oluşan Brás à bacalhau da bu balıktan yapılan başka bir nefis yemek. Portekiz’in en meşhur tatlısı ise Pastel de Nata. "Nata" Portekizce krema anlamına geliyor. “Cupcake” görünümlü, dışında milföy katmanları ve içinde krema olan bir tatlı çeşidi. Oldukça lezzetli olan bu tatlıyı tüm restoranlarda ve kafelerde bulmak mümkün.

Okyanusta yüzmenin keyfini çıkarın!

Akdeniz iklimine sahip Porto, size Atlantik Okyanusu’nda denize girme fırsatı da sunuyor. Atlantik’in kıyısındaki bu kentte plaj şehir merkeze oldukça yakın. İki katlı otobüslere binip üst katında en öne oturma şansı bulursanız plaja kadar çok keyifl i hızlandırılmış bir şehir turu da yapabilirsiniz. İnce kumlu plajı herkese açık. Girmem demeyin ne olur ne olmaz çantanıza bir mayo bir de havlu atın, en azından Atlantik’e ayağınızı sokmadan geri dönmeyin, derim.

Rengarenk evlerle dolu şirin sokaklar

Bir şehre ilk kez gidildiğinde insanı daha çok tarihi yapıları büyüler. Ama doğrusu, Porto’nun demir balkonlu, çini ve seramik kaplı, bol çiçekli evlerinin bulunduğu dar sokakları beni tarihi yapılarından çok daha fazla etkiledi. Yeni sokaklar keşfetmeyi sevenler için muazzam bir şehir burası, inanın gezmeye doyamayacaksınız. Şehrin hemen hemen her mahallesinde bu tür evleri görebilirsiniz. Birbirine bitişik, Avrupa’da, İtalya dışındaki ülkelerde görmeye pek de alışık olmadığımız çamaşır asılmış balkonları, bu balkonlardan sokağı seyreden enk li kişilikleri ile bu sokakların Balat gibi semtleri sevenlerin ayrı bir ilgisini çekeceğini düşünüyorum. Ve yine tıpkı Balat’taki gibi bu sokakların köşebaşlarını şirin kafeler süslüyor.

Turizm Haberleri