Emre ALKİN PAYLAŞMASAK OLMAZDI emre.alkin@dunya.com

‘Spor içindeki olağanüstü değerleri bulup çıkarmak lazım…’

Bu haftaki konuğumuz Orhan Gorbon. Aileden sporcu. Hemen hemen aynı yaşlarda olduğumuz için bazen yollarımız kesişti. Orhan Bey’i iyi bir sporcu olarak bilirim ama spor pazarlaması üzerine çalışmalarını da yakından takip ettiğim için, sizler adına bir söyleşi yapmak istedim. “Denizle arası iyi olanın, herkesle arası iyidir” demişti bir büyüğüm. Orhan Gorbon aklındakileri her zamanki dikkatli ama içten üslubuyla aktardı. Ben söylediklerinden birçok mesaj çıkardım. Paylaşmasak olmazdı. 

Spordan nasıl para kazanıyorsunuz? Anlatır mısınız ? 

Spor pazarlaması farklı bir iş kolu, spor dünyasındaki değerleri pazarlıyoruz aslında. Sporda bir değer, sporcu olabilir, kulüp olabilir, federasyon olabilir, bir belediye olabilir. Ama en güzeli bir spor tesisi veya spor etkinliği. Bildiğimiz tüm spor etkinlikleri pazarlanmakta olan ürünlerdir, Bazıları çok iyi pazarlanmakta bazıları ise tam olarak pazarlanamıyor. Bizim iki temel spor etkinliğimiz var: Yelkende ‘Bosphorus Cup’ ve atletizmde ise ‘Türkiye’nin En Hızlısı.’ Yelken konusunda dünyaca bilinen bir marka yarattık, İstanbul’u farklı bir açıdan dünyaya tanıtıyoruz. Atletizmde ise, İstanbul İl Spor Müdürlüğü ile beraber 9-13 yas arası çocuklarımızın kısa mesafe koşmasını sağlayan bir etkinlik düzenliyoruz. Bir milyona yakın çocuğa ulaştık geçen sene. Çok gurur veren bir iş oldu, daha da büyüyecek, çok mutluyuz. 

‘Köklü ve eğitimli bir ailede büyüdüğüm için çok şanslıyım...' 

Yaptığınız işi seçmenizde etkili olan nedir? 

Aslında yaşadıklarım demek lazım. Amerika’da okurken sürekli yelken yapıyordum. Orada teknede bulunan Amerikalı dostlarımın bazıları ise spor işinde idiler. Aslında beni onlar yönlendirdiler. ‘Bak bakalım Türkiye’de bu işleri kim yapıyor?’ dediler, ben de baktım, “kimse yapmıyor’ dedim. Bu aslında bir fırsatmış sanırım. Sporu çok sevmem ve aktif olarak spor yapmam da tabii ki etkili oldu. 

Anne ve babanızın, ailenizin hayattaki seçimlerinize etkisi oldu mu? Nasıl bir ailede büyüdünüz? 

Köklü ve eğitimli bir ailede büyüdüğüm için çok şanslıyım. Her zaman aile büyüklerim yanımda oldular, zaten spora beni hep onlar kanalize ettiler. Neticede spor diğer kapıları açtı. Spora ‘gönderilmeyen‘ bir çocuk nasıl olurdu hiç düşünmek bile istemiyorum. 

Bu işi yapmaya ne zaman karar verdiniz? 

Bu işi yapmaya 2002 senesinde karar verdim. Yurtdışından yeni dönmüştüm. Hatırı sayılır bir cesaret ile kendi şirketimi kurarak işe başladım. 

Dünyada spor paradigması ne durumda? Nereden nereye geldi? 

Spor hızla gelişiyor çünkü pazarlama yöntemleri ve daha da önemlisi teknoloji çok gelişiyor. Tüketicinin belki de çok net fark etmediği bir gelişme oldu. Dijital teknolojiler ve en önemlisi sosyal medya sayesinde, eskiden sadece bir TV ya da radyo karşısında takip edilebilen bir spor etkinliği artık onlarca farklı kanaldan izlenebilir oldu. Bu sayede etkinliklerin değeri arttı ve çok daha fazla ‘takipçisi’ oldu. Bu da spor ekonomisinin büyümesini sağladı. Rekabet arttı ve gelişim hızlandı. Biz, bu dalların içindeki kişiler olarak bu baş döndürücü gelişmeleri keyifl e izliyoruz. 

Spor dalları arasında favoriniz hangisi? 

Aktif olarak yelkencilik, basketbol ve kayak ile ilgilendim. Genç yaşlarda Eczacıbaşı’nda basket oynayıp takım kaptanlığı yaptım. Çok güzel yıllardı, bana disiplini ve takım olmanın değerini öğretti. Üniversitede Boğaziçi Üniversitesi kayak takımının büyümesi için bazı çalışmalar yaptım, aktif olarak yarıştım. 1994 Boğaziçi Üniversitesi Yılın Sporcusu ödülünü kazandım. Neredeyse 35 senedir üst düzeyde yelkencilik yapıyorum. Amerika, İngiltere, Fransa, İrlanda, Yunanistan, İtalya gibi birçok ülkede yelkencilik yaptım. Fastnet, Figaro gibi yelkenciliğin en zor ve en üst düzey yarışlarına katıldım. Bunların dışında tabii ki tüm temel sporlara düşkünlüğüm var. Örneğin atletizm, bisiklet ve kürek. Özellikle yüksek atlama beni çok çok heyecanlandırıyor. Bir insanın durup dururken tamamen kendi imkanları ile 2,30 gibi bir yüksekliğe çıkması bence çok heyecan verici. 

‘Her işte iletişim çok ama çok önemli' 

Başka hangi mesleği tercih ederdiniz ya da ne yapmak istediniz? 

Mimar olmak isterdim. Hem rahmetli büyükbabam hem de amcam,mimarlıkta profesör ünvanlı. Çok isterdim mimar olmak. Bence günün değerleri ile bir eser tasarlayıp onu gelecek yıllara, nesillere hediye etmek çok kutsal bir meslek. Belli olmaz, belki bu konuda az da olsa bazı çalışmalar yapabilirim ileride. 

Spor pazarlaması eğitim olmadan sadece sporu sevmekle yapılabilir mi? Yoksa ilişkiler yeter mi? 

Her işte iletişim çok ama çok önemli. Hızlı anlaşmak, hızlı karar vermekten bahsediyorum. Diğer kişilerle çok sakin ve hızlı bir sekile anlaşarak ileriye doğru adımlar atabilirsek, o zaman hedefe yaklaşmış oluyoruz. İlişikler sayesinde bilgiyi yaymak, paylaşmak ve kolektif bir güç yaratmak bence başarının sırrı. Ben de bunu aslında spor sayesinde öğrendim. Benim tercihim hep bu yönde oldu. Dolayısıyla sorunun cevabı: yüzde 50 ilişki iletişim, yüzde 30 eğitim, yüzde 20 tecrübe... 

Bu işte ekmek var mı? Varsa gençler nereden başlamalı? 

Spor pazarlaması tabii çok geniş ve heyecanlı bir iş kolu. Gençler sporu seviyorlar. Türkiye’de henüz tam anlamı ile oturmadı ama bence ekmek var. Spor değerlerimizin tam anlamı ile farkında değiliz, çok az sayıda ‘şampiyon’ sporcumuz var. Bence Türkiye’de özel sektörü sporun içine çekebilirsek, dev bir pazar açılacaktır. Bu çok önemli, bunun için dua ediyoruz. Gençler, spor ürünleri keşfetmeli ve bunu bir işe dönüştürmenin yollarını aramalı. UEFA Şampiyonlar Ligi gibi olağanüstü başarılı örnekleri çok detaylı inceleyip, neden başarılı olduklarına kafa yormak çok faydalı olabilir. 

‘Spor pazarlaması alanında harika örnekler var...' 

Hiç unutamadığınız bir anı var mı? 

2004 Atina Olimpiyatları’ndan güzel bir anım var. Dünya Şampiyonu güreşçimiz Mehmet Özal ile beraber bir akşam, Hollandalıların o gün olimpiyatlarda yarışmış sporcularını sahneye çıkararak madalya taktıklarına şahit olduk. Ama bu bir olimpiyat madalyası değildi, sporcunun derecesi ne olursa olsun, orada bulunduğu için devlet tarafından onurlandırılıyordu. Olimpiyat süresince her akşam yapıyorlarmış meğer. O akşam, düştüğü için sonuncu olan bir bisikletçiye ödül verip çılgınca alkışladılar. Atina’da Hollanda’yı temsil ettiği için. Bu an bizi çok çok etkiledi hatta ağladık. Sporculuk ruhunun doruğa çıktığı bir andı, çok etkilenmiştim. Spor içinde çok olağanüstü değerler barındırıyor, bunları bulup çıkarmak lazım. 

Yaptığınız işte küresel olarak öne çıkmış isimler veya kurumlar var mı? 

Spor pazarlaması alanında harika örnekler var. UEFA Şampiyon Kulüpler Kupası küçücük bir etkinlik iken, doğru bir pazarlama stratejisi ile milyarlarca kişinin izlediği bir spor etkinliğine dönüştü. Maratonlar sporun da ötesinde birer sosyal, kültürel olguya dönüşüyor. Tour de France bisiklet turu, insan gücünü zorlayan müthiş bir etkinlik. Daha birçok örnek sayılabilir. Bu etkinlikler olmasa dünya çok sıkıcı olurdu. 

Çocuklarınız bu işi yapsın ister misiniz? 

Çocuklarımın bu işi yapmasını istemem. Çünkü onların daha çok sporun içinde olmalarını istiyorum. “Sporculuk” diye bir meslek var birçok ülkede. Çocuklarımın genç yaşta bir spor dalında uluslararası başarı kazanmasını, bu vesile ile dünyayı dolaşmalarını, farklı ülkelerden yaşıtları ile hem yarışmalarını hem de arkadaş olmalarını isterim. Başarmak ile başaramamak arasındaki farkı genç yaşta öğrenmelerini isterim.

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm yazılarını göster