Aydın Eroğlu Analiz aydineroglu@borsaanalizci.com

Son dönemin en iyi büyüme oranı olabilir!

Dün 2018 2'nci çeyrek büyüme oranı olarak gelen yüzde 5.2, gelişmiş ülkeler de dahil baktığımız zaman çok ciddi yüksek gayet güzel bir büyüme oranıdır. Ama bundan sonraki bir kaç çeyrek için de son yüksek oran olacaktır diye düşünüyorum. Çünkü büyümenin tersine son dönem devamlı yükselen bir başka veri daha var ki, o da enflasyon rakamıdır. Son olarak enflasyon beklentisinin yüzde 19'lara ulaştığını görüyoruz.

İşte bu nedenle önümüzdeki dönem dün açıklanan büyüme verisi gibi bir orana hasret kalabiliriz. Belki Eylül ayı ve 3'ncü çeyrek için de kısmen yüksek bir oran gelebilir ama son çeyrekte ve yılın son aylarında büyümenin çok belirgin düşmesini ve hatta belki de daralmaya bile hazırlıklı olmalıyız.

Kurların artışı ile topyekün her alana yansıyan fiyat artışlarını zaten hissetmeyen kalmamıştır. Buna bir de kredi kullanarak tüketim ve üretim yapanların muhatap oldukları faiz oranlarını eklediğimizde kısa bir süre sonra yüzde 5.2'lik büyüme oranı içinde ciddi yer tutan tüketimde de sert bir frene basıldığını görmeyi bekliyorum.

Bu nedenle ben dün gelen büyüme oranına değil de, asıl enflasyon beklentilerine ve olası TCMB faiz artışına odaklanmayı daha doğru buluyorum. Çünkü eğer perşembe günü piyasadaki beklenti daha da artmış olan oranlarda bir PPK faiz artışı duyarsak, iç tüketim, kredi kullanarak yapılan yatırımlar, konut sektörü diye her alanda çok ciddi bir daralma ve durgunluk içine girileceği için, gördüğümüz büyümenin bir heyecan yaratmaması gerektiğini öğrenmiş olacağız. Zaten yüzde 5.2 büyüme oranı geçmiş dönemin verisi olduğu ve geleceği yansıtmadığı için, dün açıklanan verinin piyasada bir heyecan yaratmadığını gördük.

Bu nedenle borsada ihracata yönelik şirketlerin hisselerine odaklanmak çok önemli bir strateji olmalıdır. Bir süre Türkiye olarak sıkıntılı süreçten geçiyor olacağız. Ama ABD ile sağlanacak yakınlaşma girmekte olduğumuz bu sıkıntılı süreçten çok etkilenmeden hızla çıkmamızı sağlayabilir. Böyle bir yakınlaşma mı olur, yoksa ilişkilerin daha da gerilmesine neden olacak yeni yaptırımlar mı çıkar bunları yaşayarak öğrenmiş olacağız.

Ama şunu biliniz ki, ekonomide işler büyüme verisindeki kadar toz pembe değil. Zaten bir çok şirket ciddi sıkıntı ve ödeme güçlüğü içinde iken, bir de yeni ve ciddi oranda bir faiz artışı duyarsak, şirketlerin sıkıntıları çok daha fazla artmış olacaktır. Böyle bir süreçte, öz kaynak olarak zayıf, borçluluğu çok yüksek ve bunu satış gelirleri ile çeviremediği için, dış kaynak fon ihtiyacı duyan şirketler oyun dışı kalabilir. Bu dönemde satın almalar ve el değiştirmeler duyabiliriz.

Yapılan üretime bir ihtiyaç varsa, o üretimler sürecektir. Ama şirket sahiplerinde değişiklikler olacaktır. Bu durum da serbest piyasa ekonomisinin doğal işleyiş şeklidir.

Zamlar ve enflasyona şaşırmalı mıyız?

Eğer gerçekten üretim artışı ve yapısal reform yapılmak isteniyorsa, öncelikle gerçekçi kur politikası izlenmesi gerektiğini yıllardır yazdığımı biliyorsunuz. Dış kaynak ihtiyacı duyulan bir ülkede yabancı için kur riski yüksek ise, hiç bir yabancı bu riske rağmen illede bu ülkede yatırım yapacağım demez. Demez çünkü iki yıl evvel 3.00 TL karşılığı ile bozdurduğu doları karşılığının şu an 6.50 TL'ye gelmesi halinde, birkaç yılı bulacak yatırımın faaliyete geçip de üretim başlaması sonrası elde edilmeye başlanacak geri dönüşün yatırımı amorti etme süresi çok ciddi uzun olur.

İşte bu riski gören yabancı yatırımcının yıllardır ülkemizden uzak durması gayet doğaldı. Bu nedenle yazılarımda gerçekçi kur ve düşük faiz politikasının uygulanmasına dikkat çekiyordum. Ama bu süreçte yaşanacak kur artışlarının ithalata bağımlı üretim ve tüketim yapımız nedeniyle ciddi enflasyon yaratacağını da halka anlatmalı, birkaç yıl için yüksek enflasyonu kabullenmek gerektiğini bilmemiz gerekir diyordum.

Peki böyle mi yaptık? Hayır, sanki hiç bir şey olmayacakmış gibi davrandık. Sanki ekonomideki gidişat süpermiş gibi konuştuk. Yaklaşık 240 Milyar Dolarlık kısmı bir yıl içinde çevrilmesi gereken yaklaşık 450 Milyar Dolar dış borcumuza rağmen, hala yaklaşık 50 Milyar Dolar civarı cari açık sanki bizim değilmiş gibi rahat görünmeye çalıştık. Her seferinde döviz alanın eli yanar dedik. Hatırlarsanız daha Erdem Başçı zamanında Dolar 2.39 olduğunda bile bu sözlerle halka dövizden uzak durulmasını tavsiye eden en tepeden siyasi söylemleri duyuyorduk. İşte bu nedenle kurlarda bu denli artış olmasını beklemeyenler sahip oldukları döviz cinsi borçlarında tedbir almadıkları için, kurların hızlı yükselişinin ekonomi üzerindeki hasarı çok daha fazla olmuştur ve olacaktır.

Kısacası bu süreç bir çok alanda olduğu gibi kötü yönetilmiştir. Yapacak bir şey yok artık. Acı reçeteleri görmeye alışacağız. Yeter ki, kurlar ve faizler bu denli arttıktan sonra, tüm bu sıkıntıya yapısal reform için katlanmış olduğumuzu görelim. Yok eğer yine devlet aynı şiddetle üretim dışı harcamalarına devam ederse, katma değerli üretim yatırımlarını arttıramazsak, gıda başta her alandaki enflasyon artışını üretim artışı ile kalıcı şekilde düşüremez isek, ithale dayalı fason ekonomiyi gerçekten yerli üretimle bu bağımlılıktan kurtaramazsak, 3 Milyonun üzerindeki mülteci sorununu geri dönüşleri başlatıp hafifletemez isek, o zaman bu kurlara rağmen bile düşündüğümüz dış kaynağın girmediğini ve yıllardır süren yapısal reformların yine başarılamadığını görürüz.

Güven önce gelir!

Yaşanan kur artışları yabancının kur riskini eskiye oranla ciddi boyutta azaltmıştır. Eğer yabancı açısından iç-dış siyasi güven sağlanırsa, 3-4 yıldır yaşanan sermaye çıkışları durur ve yeniden dış kaynak girişleri başlar. TCMB'sı 13 Eylül'de ciddi bir faiz artışı ile dövizde görülen yükseklerin son zirveler olacağını ilan ederse, sonrasında kurlar ve faizler birlikte düşmeye başlar. Tüm bu süreç ne olacak yaşayacağız ve göreceğiz.

Ama!

Unutmayalım ki, ABD ile ilişkilerde yeni yaptırım riskleri bu sürecin üzerindeki bilinmezliktir. Yani korktuğumuz bazı yeni yaptırımlara maruz kalacak olursak, o zaman faiz ve kurlarda daha da yüksekler görüp, borsa endeksinde çok daha alt diplere ineriz. Tabii özellikle kurlar ve faizlerde yeni zirveler yaşanacak olursa, bu durumda ekonomik durgunluk ve daralmanın daha şiddetli olması kaçınılmaz olur. Yaşanacak baskı finansal piyasalara da kriz olarak yansır ki, bu durum Türkiye'nin çok ciddi bir sarsıntı geçirmesi demek olur.

Bu risk siyasi pazarlıklara bağlı bir risk olduğu için ne denli yüksek bir ihtimal diye fazla bir yorum yapamıyorum. Ama böyle bir risk olduğunu da bilmenizi isterim.

Bu arada büyümeye dair bir detaya da dikkat çekerek yazımı bağlamak istiyorum! Büyümede inşaata dair oranın yüzde 0.8 gibi düşük bir düzeyde olmasını anlamak mümkün. Ama tarımda yüzde -1.5 gibi bir daralma yaşanıyorsa, ülkeyi yönetenlerin aylardır tarım başta gıda üretimindeki yanlış gidişe halen seyirci kalmalarını anlamak mümkün değil!

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm yazılarını göster