Osman AROLAT AROLAT'tan osman.arolat@dunya.com

Külünü bahar çiçeklerine savurtan şair

Bayram günleri bir yandan trafiğin karmaşası, ölümle sonuçlanan trafik kazaları ile ilgili haberlere kulak verirken, bir yandan da kenara çekilip kitabımı okuyorum. Refik Durbaş'ın "Şiirin Gizli Tarihi" kitabında çok güzel anılar ve çok buruk hikayeler var.

Bayram tatili için Asos'un Behramkale köyüne gittim. Evde oturup köy yoluna bakıyorum. Yol çok yoğun. Her dakika birçok otomobil geçiyor. En iyisi evden çıkmamak.

Refik Durbaş'ın "Şiirin Gizli Tarihi" kitabını okumaya başladım. Birçok ünlü yazarın, ozanın bilmediğim özelliklerine rastlıyorum. Birçok güzel anılar, içki sofraları yanında birçok acı tatlı hikaye.

İlhami Bekir'in hikayesine takılıyorum. Yaşlılık döneminde Sek diye küçük dergiler çıkarır ve onları kendisi dolaşarak satardı. Libya'da Trablusgarp'ta doğmuş. 1926'da İstanbul'da ilköğretim okulunu bitirmiş. Bolu'dan başlayarak çeşitli illerde öğretmenlik yapmış. Evlenmiş, eşi ayağının koktuğunu söyleyince evi terk ederek 78 yıllık ömrünün son 25 yılını Kadıköy'de Elif Oteli'nde geçirmiş. Ölümü ile ilgili vasiyet olarak yazdığı şiirini şu dörtlükle bitiriyor: "İstemem toprağa gömüldüğümü / Yakın ve savurun külümü. Baharda badem ağaçları üstüne / Ben yine döneceğim yeryüzüne"

29 Mart 1984'te ölen İlhami Bekir'in mezarının üstüne gelecek şekilde bir badem ağacı dikilmiş. O günden bugüne çiçeklenip durur.

Bir de Ruhi Su'dan acı bir öyküden söz edeyim.

Ruhi Su 1952 yılında güz döneminde aşık Veysel'in filminde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle tutuklanır. Ankara'da hiç tanıdığı olmadığı için İstanbul'a getirilir. Günlerce hücrede kalır. Burhan Arpad o sırada Vatan gazetesinin muhabiridir. Binbir zorluğu aşarak, "Pijama üstüne palto giymiş, saçları karmakarışık, yüzü traşsız, adımları ve bakışları ürkek" Ruhi Su'yu İstanbul emniyetinde görür. Kucaklaşırlar, ayrılırken Su, Arpad'a kirli çamaşırlarını verir evde yıkatsın diye...

Sonrasını şöyle yazıyor Arpad:

"Evde bohçayı aştık. Kanlı bir yatak çarşafı vardı. Yıkamadık, yıllarca sakladık tavan arasında. Sonunda yaktık."

Durbaş, "Anıları yakmaya ise hiçbir ateşin gücü yetmiyor..." diye bitiriyor anlattığı hikayeyi.
Durbaş'ın "Şiirin Gizli Tarihi" kitabında Oktay Arayıcı'dan, Orhan Kemal'e, Oktay Akbal'a, Oktay Rıfat'a, Nazım'a, Orhan Murat Arıburun'a, Cahit Sıtkı'ya birçok şair ile ilgili ya birinci ağızdan ya da anılardan aktarımlar yer alıyor.

İnsan okudukça şairlerin zor ve acı yaşamlarından bölümler öğreniyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm yazılarını göster