Orkun GÖDEK Stratejist

Her şey tamam mı?

Bir önceki Ekonomide koordinasyonun önemi başlıklı yazımda Türk lirası cinsinden değerlenen varlıklarda yaşanan son çalkantıya karşı alınan kamusal alan önlemlerini ve bu önlemlerden daha değerli gördüğüm önemli kurumlar arasında sağlanan koordinasyondan bahsetmeye çalışmıştım. 18 Ağustos’tan bu yana 11 gün geçti. İsterim ki geriye dönüp konuşmaktan ziyade geleceğe dair kafa yormaya çalışalım. Birazdan bahsedeceklerim de bu minvalde olacak.

İsterseniz öncelikle başlıktaki sorunun yanıtını aramakla başlayalım; her şey tamam mı? Cevap tartışmasız bir şekilde “hayır.” Neden? Çünkü atılan adımlar bir şekilde yangının rüzgarla başka noktalara da sıçramasını engelleme amacı taşımalıydı ve gerçekten de o eksende atıldı. Yani ilk etapta oynaklığı düşürmek amacını odağa almak gerekiyordu ve biz de bunu yaptık. BDDK tarafından alınan swap önlemleri kısa vade için dalga boyunun daha da artmasına engel oldu, kısmen de olsa bozulan algının toparlanmasına imkan tanıdı. Daha önemli faydası ise zaman kazandırmaya yönelik oldu. Şimdi önümüzde dikkatle takip edilmesi gereken ve kafa yorulması gereken başlıklar var. Gelin birlikte üzerinden geçelim.

Zaman kazanmasına kazandık ama masanın bir bacağının eksik olmaması için para politikası ayarlaması yapılması hiç olmadığı kadar elzemdir. Nedir bu ayarlama? Kuşkusuz Türk lirası borçlanma maliyetlerinin artırılması, açığa satılmasının zorlaştırılması, daha kısa ifade ile de faiz artışının gelmesidir. Hali hazırda TCMB’nin kendi politika araçları arasında bu ayarlama yapılmaktadır. AOFM olarak kısalttığımız Ağırlıklı Ortalama Fonlama Maliyeti bugünlerde yüzde 19.25 seviyesine dek yükseltildi. Nereden geliyoruz? Yüzde 17.75 bölgesinden. Ne zamandan bu yana? 10 Ağustos kapanışı itibarıyla. Yani, aradaki 150 baz puanlık maliyet artışı TCMB’nin politika tepkisi verdiğinin bir göstergesidir. Ayrıca, sisteme yönelik fonlamanın da kanalları arasında değişiklik söz konusu. Öte yandan GLP’nin yani Geç Likidite Penceresi üzerinden fonlama yapılması durumunda da bu maliyet çok rahat bir şekilde yüzde 20’nin üzerine (yüzde 20.75) taşınabilir. Peki, yeterli midir? Maalesef yanıt hayır.

BDDK kararlarının yan etkilerinin başında piyasa faizleri üzerinde oluşan yukarı yönlü baskı geliyor. Bunu da en yakından takip edebileceğimiz yer swap piyasasında oluşan faiz oranlarıdır. Buna göre, 1-3 ay vadede piyasa işlemlerinin Türk lirası faiz oranı için işaret ettiği seviye olarak karşımıza yüzde 20-yüzde 22.50 aralığı çıkıyor (Kaynak: ICAP). Tam olarak para politikası ayarlaması dediğim kısım da burası oluyor. Öte yandan bugün yaşadığımız sıkıntıların kaynağı ağırlıklı para politikası mıdır? Hayır, değil. Ancak, resim bir noktadan sonra burada da ayarlama yapılmasını maalesef zorunlu kılıyor.

Bir diğer önemli başlık kur cephesinde yaşanan oynaklık artışının yarattığı erozyonun şirket bilançolarına olan etkisini azaltmak yönlü olmalı. Burası için açıklanan bir dizi önlem var. Detayları yine Dünya’nın Reel sektörü rahatlatacak bir dizi tedbir başlıklı haberi içerisinde yer alıyor. Banka bilançoları kısmını da çok zorlamadığı takdirde bu tedbirler şimdilik yardımcı olabilir. Daha radikal bir adım atmak istersek eğer,  belki de ileri dönemlerde, belirli sektörler özelinde seçici davranarak –ihracat temelli olanlar gibi- bilançolarda ayıklama yapılabilir. İç pazara yönelik olanlardan ihracata dönüşmesi kolay, istekli olanlara belirli imkanlar tanınarak ve Bakanlık nezdinde doğru sektör ve bölge yönlendirmesi yapılarak problemli durum avantaja çevrilebilir. Öyle ya da böyle kabul edelim ki –çoğunlukla bu düşünceye karşı çıksam da- kurdaki yükseliş şokunun ihracatçı sektörlerde ithalat girdisi düşük olanlar için pozitif resim yaratması durumu söz konusu olacak.

Son olarak değinmek istediğim kısım Eylül ayında açıklanmasını beklediğimiz OVP olacak. Değerlendirmeyi dikkatli yapmak gerek. Bardağın hem dolu kısmı var hem de boş. Nasıl mı? Dolu tarafındaki en önemli husus, doğru bir beklenti yönetimi ve altı doldurulmuş, tatmin düzeyi yüksek rakamlarla ne zamandır içerisi için dile getirdiğimiz “hikaye yaratma” pozisyonu gündeme gelebilir. İşte o takdirde “emsallerimize kıyasla çok ciddi ucuzuz ama…” cümlesinin devamını da getirme şansımız doğacaktır. Öte yandan şu an yatırımcı kesiminde OVP’ye dair öylesine yüksek bir beklenti ortamı oluştu ki bu aynı zamanda terste kalma riskinin de olduğu anlamına geliyor. Dileriz ki negatif durum söz konusu olmaz ve gelecek 3 yıllık periyod içerisinde Türkiye ekonomisinin izleyeceği yolu açık bir şekilde ortaya koyabiliriz. Elimizde önden yüklemeli birkaç detay var; ekonomide dengelenmenin 1 yıllık dönem içerisinde gerçekleştirilmesi (Soft-landing), mali disipline yönelik atılacak adımlar, daha az borçlanma gibi.

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm yazılarını göster