Emre ALKİN PAYLAŞMASAK OLMAZDI emre.alkin@dunya.com

'Sağlam nesiller için iş sağlığı ve güvenliği şart'

Bu haftaki konuğum Berk Özbek. Düzce’de doğmuş. Tıp fakültesini ise Uludağ Üniversitesi’nde tamamlamış. Tıp fakültesinden mezun olduktan sonra 16 yıl aralıksız  olarak İzmir’de acil servis hekimliği yapmış. Sonra iki kıymetli evladının annesi olan değerli eşi ona cesaret vermiş. Sağlık konusunda danışmanlık hizmetine başlamış. 2005 yılında ise deneyimlerini Euro-Line Sağlık Hizmetleri adı altında vermeye karar vermiş. Halen burada kurucu ortak ve yönetici olarak görev yapıyor. Berk Bey. “Önce İnsan” diye başlıyor her söze. Sebebini sordum. Anlattı. Paylaşmasak olmazdı.

Şu an hangi alanda çalışıyorsunuz?

Sağlık alanında almış olduğumuz eğitimi, sağlık sigortacılığından edindiğimiz risk mantığı ile birleştirip iş sağlığı ve güvenliği ile çalışanların iyilik halinin korunmasını sağlamaya çalışıyoruz. Ayrıca müşterilerin sağlık ihtiyaçları konusunda kurumlara özel çözümler üretiyoruz. Endüstriyel ambulans organizasyonları, sağlık sigortacılığı hizmetleri, sağlık yönetim danışmanlığı, yerinde sağlık hizmetleri ve ortak sağlık güvenlik birimi hizmetlerimiz var. İstanbul, Ankara, Adana, İzmir, Kocaeli, Bursa, Manisa ve Tekirdağ illerinde değişik iş alanlarını kapsayan şubelerimiz bulunuyor. 2006 yılında başlayan iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerimize, 2010 yılında yapılan yasal değişiklikle Ortak Sağlık Güvenlik Birimi ruhsatı alarak devam ettik. 2017 yılı ile tüm ülkeyi kapsayan bir ruhsatlandırma ve hizmet ağı oluşturmayı hedefliyoruz.

“Türkiye geç başladı bu işe”

Yaptığınız işi seçmenizde yaşadıklarınız mı etkili oldu yoksa çocukluktan gelen bir motivasyon mu?

Herhalde çocukluktan gelen, gençlikten gelen bir çağrı. Mesela, Acil servis hekimliği gerçekten çok zor iş ki, ben 16 yıl boyunca sürdürmeye çalıştım. Görevinizi hatasız yerine getirirken, insanı sevmek, kendinizi yıpratmadan empati kurmak, iletişimde mükemmel olmak, anlamak ve doyumlu anlatmak zorundasınız. Benim için de bu kritik süreçler karar verebilme ve yönetebilme kazanımlarımın artmasını sağladı. Ancak uzun yıllar sonrasında acil hekimliğinin getirdiği yorgunluk ve belkide biraz tükenmişlik, beni iş sağlığı ve güvenliği alanında çalışmaya yönlendirdi diyebilirim.

Anne ve babanızın, ailenizin hayattaki seçimlerinize etkisi oldu mu? Nasıl bir ailede büyüdünüz?

Eğitimci ve eğitime önem veren  bir aileden geliyorum. Babam 1930 doğumlu ve akademi mezunu bir matematik öğretmeni. Annem ise yaklaşık 50 yıl kamu ve özel sektörde eğitime hizmet vermiş bir öğretmen. Onlar hayatıma dair aldığım kararlar ve seçimlerinde etken olmaktan ziyade tüm radikal kararlarımda dahi yanımda olarak beni desteklediler. 

Sizin işiniz güvenlikle ilgili. Dünyada iş güvenliği paradigması ne durumda? Nereden nereye gelindi ?

İş sağlığı ve güvenliği denince akla ilk olarak iş kazaları ve meslek hastalıklarını önlemek geliyor. Başta Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere dünya genelinde söz konusu kanun ve uygulamalar 50 yıldan daha eski bir geçmişe sahip. Türkiye bu süreçlere 2012 sonlarında adım attığı için geç başladı diyebiliriz. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne uyum çalışmaları içinde sürecinin önemli başlıklarından biri de “iş sağlığı ve güvenliği”. Dolayısıyla önce yüksek risk altındaki sektör ve çalışan grupları, daha sonrasında da küçük ve orta ölçekli işletmeler, serbest çalışanlar ve kamu çalışanları dahil edildi. Ancak bu yasanın elbette katılımcı biçimde uygulanması ve  etkin bir şekilde denetlenmesi gerekiyor.

“Her yıl ortalama 270 milyon iş kazası meydana geliyor”

Konunun önemini ortaya koymak için birkaç istatistik verebilir misiniz?

Resmi rakamlara göre dünyada her yıl ortalama 270 milyon iş kazası meydana geliyor. 160 milyon kişi meslek hastalığına tutuluyor. Yılda 1,2 milyon işçi hayatını kaybediyor. ILO’ya göre, kayıtlara girmeyenlerle birlikte dünyada her yıl 2 milyon çalışan işle bağlantılı kazalar ve meslek hastalıkları sonucu hayatını kaybediyor. Ayrıca, endüstrileşmiş ülkelerde iş kazaları ve meslek hastalıklarının toplam maliyeti bu ülkelerin gayri safi milli hasılalarının %1’i ile %5’i arasında değişiyor. Gelişmekte olan ülkelerde ise bu oranlar çok daha yüksek. ILO’ya göre her yıl dünya gelirinin % 4’ü yani yaklaşık 1.25 trilyon dolar iş sağlığı ve güvenliği  ile ilgili sorunlar nedeniyle kaybediliyor. İş kazalarının % 98’inin, meslek hastalıklarının da tamamının  önlenebilir özellikte olması yaptığımız işin ne kadar önemli olduğunun önemli bir göstergesidir. Doğru iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının boşa gitmiş harcamalar olarak görünmemesi gerekiyor. Bu uygulamalar çalışanlar başta olmak üzere şirket öz varlığını koruyor,çalışan ve müşteri bağlılığını artırıyor, sigorta maliyetlerini düşürüyor,sağlıklı ve güvenli bir ortam yaratarak iş verimliliğini artırıyor.

Bu işte eğitimin, ilişkilerin ve tecrübenin payı size göre yüzde kaçtır? Özellikle sizin mesleğinizde...

İş sağlığı ve güvenliğinin bilimsel temeli mühendislik, tıp, hukuk ve psikoloji yer alıyor. Ancak, ilişkiler ve tecrübeyle gelen doğru yönlendirmeler işin çok önemli bir yüzdesini oluşturuyor diyebilirim. 

“Bu işte ekmek var elbette”

Bu işte ekmek var mı? Varsa nereden başlamalı?

Elbette var ve bundaki en önemli etken de sektörün çok ciddi olarak büyümesi. Aynı zamanda 2012 yılında kabul edilen 6331 sayılı “İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu” ile sadece çok tehlikeli ve tehlikeli iş kolları bu konuda hizmet alırken, 2016 yılının  yedinci ayından itibariyle sistem dışında olan az tehlikeli iş kolları ile kamu da sisteme dahil oluyor. Sonuç olarak  zaten mevcutta eksik olan insan kaynağı ve yetişmiş personel ihtiyacı ciddi ölçüde artacak. İş güvenliği uzmanlığı alanında 2010 yılı itibariyle yetkilendirilmiş kurumlarda verilen eğitimler ve sonrasında yapılan yeterlilik sınavlarıyla bir insan kaynağı kazanımı var ama 2016 yılının ikinci yarısında oluşacak ihtiyacı karşılayacak gibi gözükmüyor. Tablo böyleyken yine de bazı noktaların altını çizmek istiyorum. Yaptığımız işte, eğitim, deneyim ve ilişki yönetimini doğru şekilde yapabilen kişilerden oluşan doğru ekibi kurmak çok büyük önem taşıyor. 

Yaptığınız işte küresel olarak öne çıkmış isimler veya kurumlar var mı?

İngiltere, Almanya ve Fransa sanayi devrimi sonucunda dünyanın en büyük sanayi devletleri haline gelmişler. Sanayileşmenin bedeli olarak önlerine çıkan bu sorunlar karşısında bu ülkeleriniş sağlığı ve güvenliği alanındaki gelişmelere öncülük eden ve en ciddi adımları atan devletler olduğunu söyleyebilirim. Bununla birlikte dünyada konu hakkında farklı konseptler var. Bazı ülkelerde, ABD’ de olduğu gibi iş sağlığı ve güvenliği birbirinden bağımsız ele alınıyor. Hizmet sunucu olarak öne çıkan firmalardan ziyade iş sağlığı ve güvenliğini ana iş içerisine monte etmiş önemli şirketler var. OSGB konsepti Türkiye’de mevcut yasal düzenlemeler nedeni ile dünya formatından ve örneklerinden biraz farklı. Dünyada genel olarak danışmanlık bize benzer yapıda olan şirketler tarafından yürütülüyor, kurumlar İSG iç süreçlerini kendi ekipleri ile yürütüyor. Türkiye ise danışmanlık ve hizmet sunumu bir arada yürütülüyor. Bu tip ülkeler için sürecin gelişmesini ve sağlıklı büyümeyi sağlayacak doğru metodun da bu olduğuna inanıyoruz. 

Yazarın Diğer Yazıları

Tüm yazılarını göster