“Kick boks beni çocuklaştırıyor”

Turquality'nin çiçeği burnunda şirketlerinden Sertrans’ın kurucu patronu Nilgün Keleş, sektörde bu unvanı alan ilk ve tek kadın. Erzincanlı bir ailenin büyük kızıyken beş yaşında annesini kaybeden Keleş, daha çocukken güçlü olmayı öğrendiğini söylüyor.

Daha iyi mobil deneyim için tıklayınız

YASEMİN SALİH

Sertrans’ın kuruluş öyküsü birçok platformda “başarı hikâyesi” olarak yeni girişimcilere sunuluyor, en çok da kadınların ilgisini çekiyor. Çünkü kurucu ortak olan Nilgün Keleş, sektörde bu unvanın ilk ve tek kadın sahibi. Eşiyle birlikte 1990’da kurduğu şirketi geçtiğimiz haftalarda Turquality kapsamına alındı. Bu süreçte Nilgün Hanım’ın ileriyi gören, gelişime açık ve mücadeleci yapısının rolü büyük. Ancak bir o kadar önemli role sahip bir başka faktör daha var bu hikâyede; aşk. Öyle ki 40 gün içinde onu evlenmeye ve ortak olmaya ikna edecek kadar güçlü bir aşk...

Hayatta her sürecin kendisine bir şeyler öğrettiğini ve güçlendirdiğini anlatan Keleş, bu güçlü duruşun feminizmle karıştırılmaması gerektiğinin de altını çiziyor ısrarla. Son dönemde gücünü en çok hissettiği alanlardan biri ise ringler. Nilgün Hanım’la iki yıldır alanında madalya sahibi olan Ramazan Beyazkaya ile kick boks yaptığı salonda bir araya geldik. Antrenmanına tanık olduk. Bizden söylemesi, sağ yumruğu oldukça güçlü...

- Lojistik sektöründe kadın patron çok da alışıldık bir durum değil, nasıl başladı sizin hikâye?

1989’da eşimle birlikte kurduk şirketi. Ben bu profildeki ilk ve tek kadınım sektörde.

- Peki nasıl oldu, önce evlilik mi, ortaklık mı?

Aslında ikisi birlikte gelişti. Lojistik sektöründe farklı şirketlerde çalışıyorduk. Ben Fransız Filolojisi mezunuyum, bir lojistik şirketinde yarı zamanlı işe girmiştim, tercüme yaparım, pratiğim gelişir diye düşünmüştüm. Bir akşam müşteri yemeğinde tanıştık eşimle. 40 gün içinde evlenmeye ve birlikte şirket kurmaya karar verdik.

- Nasıl? Bu kadar kısa sürede nasıl doğru adam olduğuna karar verdiniz?

İkimiz de kararlı tipleriz. Aynı zamanlarda aynı şeyleri hissettik sadece. Doğru insanı bulduğunuzda neden bekleyeceksiniz ki... Ahlâklı, dürüst ve sevdiğiniz bir insan çıkarsa karşınıza hemen karar veriyorsunuz. Biz de böyle bir karar aldık ama evlenmemiz, şirketi kurmamız 1.5 yılı buldu. Ben 21 yaşındaydım tanıştığımızda, 23’te evlendim. Aşk yetmiyor elbette. Karşılıklı güvene dayalı, insani bir ilişki de kurabilmek gerekiyor. Biz bunu başardık.

- Peki sektör bu durumu nasıl karşıladı?

Sektör bu durumu sorguladı elbette. Eşimi eleştirenler, şirketten bahsederken “kadın egemen” diyenler, ortaklığımızı yıpratmaya çalışanlar çok oldu. Ama sonra bence rolmodel oldum. Bizi eleştirenler benden sonra karısını, kızını şirketlerinde çalıştırmaya başladılar. Tevazu göstermeyeceğim bu konuda, bugün sektörde ikinci jenerasyonda kadınlar varsa bunun yolunu ben açtım.. .

- Çocuklarınız işinizi sürdürsün istiyor musunuz?

İki oğlum var. Büyük olan şu anda lojistiği deniyor. ABD’de girişimcilik okudu. Küçük olan ise istemedi, sinema-televizyon okuyor. Özgürler...

- Feminist misiniz?

Asla değilim. O kelimeden nefret ediyorum. Bana felsefe olarak da yanlış geliyor. Bence erkek ile kadını daha çok ayrıştırıyor. Biz insanız, farklı özelliklerimiz var ama eşitiz. Asla rakip değiliz. Ben erkekleşen, yalnızlaşan kadınlara olumlu bakmıyorum.

'Asla' demeyecek kadar akıllandım

- Katı kurallarınız, 'asla'larınız var mıdır?

Hayatta “asla” kelimesini kullanmayacak kadar akıllandım. İyi ilişkilere, ahlâka önem veriyorum. En tahammül edemediğim şey tembellik. Tembel insanlardan nefret ediyorum. Potansiyelini kullanmayan insanlara üzülüyorum. Sorulmadan iş yapılmasını destekleyen bir insanım. İnsanların potansiyellerini, inisiyatif almalarını görmek isterim.

Hayatı geldiği gibi yaşamayı seviyorum, hatalar da çok şey öğretiyor!

- Pişmanlıklarınız, 'keşke'leriniz çok mudur?

Hayır hiç yok. Daha çok “iyi ki”lerim var. Hayatı geldiği gibi yaşamayı seviyorum. Olumsuzluklardan çok şey öğrendik bugüne kadar, nasıl onlardan pişman olurum ki bana çok şey kattılar. Yara bere alırsın hayatta ama dönüp baktığında doğru yoldaysan çektiklerine değmiştir. Ben baktığımda “değdi” diyorum. Sürekli takdir edilmezsin hayatta. Yılmamak lâzım. Seni öldürmeyen şey güçlendirir. Hata yapmaktan, kötü olaylar yaşamaktan bu kadar korkmamak gerek.

Bu spor doğal antidepresan gibi, dünyayı unutturuyor!

- Antrenmanı izledim; yumruklar, tekmeler sağlam. Ne zamandır yapıyorsunuz kick boks, nasıl başladı?

Yaklaşık 2 yıl oldu. Aslında sporu hiç sevmezdim. Beden eğitimi derslerinde rapor alanlardandım. 36 yaşında kemik erimesi başladı. Sporla bu yüzden tanıştım. Pilatese, yürüyüşlere başladım. Sonra karşıma kick boks çıktı. İskeleti sağlamlaştırıyor çünkü. Sonra “Neden ben de denemiyorum?” dedim. Hem kaslarımı, kemiklerimi güçlendiriyor hem de stres atıyorum. Müthiş bir şey. Kesinlikle herkese tavsiye ediyorum. Antrenmandan çıkınca kendimi çocuk gibi hissediyorum. Dünya umurumda olmuyor. Bu nedenle bu sporu yapan çocuklara da destek veriyorum. Bence insan doğasına uygun ve ulaşılabilir bir spor. Çünkü kızdığınızda bir şeyleri kırıp dökmek isteyebiliyorsunuz. Ben bu spora başladığımdan beri duygu dünyamın değiştiğini gözlemliyorum. Bence doğal antidepresan gibi. Vücut direncim de arttı.

Babam hiçbir zaman boyun eğmeyi öğretmedi bana...

- Çocukken de kararlı biri miydiniz?

Erzincanlıyım. Bir erkek kardeşim var benden 3.5 yaş küçük. Annemi kaybettiğimde 5 yaşındaydım. Ablalık duygusunu bilmem, anne oldum kardeşime. Babam avukattı. 6 yaşındayken babam bizi İstanbul’a getirdi. 2 kardeşiz ama kuzenlerle falan 20 kardeşli bir ailede büyümüş gibiyim. Erzincan’da aile ilişkileri çok yakındır. Cihangir’de büyüdük hepimiz. Ailemin bana verdiği en önemli şey özgüven oldu. Babam, “Bir insan çalışkan ve ahlâklıysa çöpçü de olsa yolunu bulur” derdi. Ben de eşimde işte bunu gördüm. İnsanlara hep böyle baktım. Hiçbir zaman boyun eğmeyi öğretmedi babam. Evlenene kadar bulaşık bile yıkamadım. Bize sahip çıkan, destek veren kocaman bir ailemiz vardı. O nedenle bir tarafım çok modern ve özgürken bir taraftan da gelenekselci, muhafazakâr yönlerim vardır hâlâ.

Dünya markası olmayı hayal ediyorum, gözümüz yurtdışında...

- Şirketinizin geldiği noktadan memnun musunuz, hayalleriniz gerçekleşti mi?

Evet, istediğim gibi gitti, gidiyor ama elbette hayaller bitmedi, bitmez. Kolay değildi tabii 30 yıllık şirketiz, neredeyse 30 kriz yaşadık. Bu coğrafyada iş yapmak zor. Çok şükür bugünlere geldik. 3 kişi bir masa ile başladık, 700 kişi olduk. Endüstri 4.0’a hazırlanıyoruz. Bunun içini doldurmamız lâzım, yoksa “10 yıl sonra da hayatta olacağız” demek biraz naif kaçar. Bu yüzden bir dönüşüm hikâyesi başlattık. Turquality’ye girdik. Gelecekte Sertrans’ı bir dünya markası olarak hayal ediyorum.

- Beslenmenize dikkat ediyor musunuz?

Evet, kendimce yöntemlerim var. Et çok az pişer bizim evde. Onun yerine bitkisel proteinleri tercih ediyoruz. Zeytinyağlılar ağırlıktadır.

İyilik&Sağlık Haberleri